18 Eylül 2015 Cuma

Ljubljana (Lübliyana)



Yugoslavya’dan ilk ayrılan ve AB’ye ilk katılan ülke olma özelliğini taşıyan Slovenya’da Alman kültürü görülüyor. Linyit ve bakır gibi madenler olmasına rağmen halk geçimini ağırlıklı olarak tarımdan sağlıyor. Bled Gölü’nün nefes kesen doğal güzelliğini geride bırakıp Ljubljana’ya (Lübliyana) doğru yol alırken yol boyu tarım alanlarını görüyoruz zaten.


Ljubljana’ya vardığımızda sakin ve huzurlu bir kent bizi bekliyor. Ee tabi bunda pazar günü olmasının da etkisi büyük. Otobüsten indikten sonra şehrin ana meydanlarından olan Preseren Meydanı’na gidiyoruz. Meydan adını Slovenya’nın ulusal marşının da yazarı olan şair France Preseren’den almış.

Meydandan Tromostovje Köprüsü'nün görünümü
Sıcak havalarda serinlemek isteyenler için meydana yapay yağmur yağdırıyorlar.
preseren
Ünlü şairin meydandaki heykeli
Meydandan sonra nehrin karşısına Tromostovje Köprüsü (Üçlü Köprü) ile geçiyoruz. Bu zarif köprü adından da anlaşılacağı gibi 3 ayrı köprüden oluşuyor. Köprünün mimarı Jose Plecnik. Köprünün üzerinde büyük lambalar ve sütün var. Eskiden ortadaki köprü araç trafiğine açıkken, şu an 3 köprü yayalara ait. Köprüde müzisyenler, ressamlar ve hediyelik eşya satanları görüyoruz. Yaşayan bir alan olmasından dolayı bu köprü insanda meydan hissi uyandırıyor.

tromostovje
Tromostovje Köprüsü

Tromostovje Köprüsü

Nehrin karşına geçiyoruz ve nehir boyu yürümeye başlıyoruz. Küçük meydancıklar ve buralara kurulmuş pazarlar görüyoruz. Yürümeye devam ediyoruz ve sağ tarafımızda St. Nicholas Kilisesi’ni fark ediyoruz. Ancak zamanımız kısıtlı olduğu için içerisini gezemiyoruz.

St. Nicholas Kilisesi
Nehir boyunca yürümeye devam ediyoruz ve bu sefer de Butchers Köprüsü’ne geliyoruz. Köprünün ortasında devasa bir heykel var. Tromostovje Köprüsü’ne göre daha sade bir köprü. Diğer bir çok şehirde de karşılaştığım gibi bu köprüye sevgililer aşklarını kilitleyip anahtarlarını da nehre atıyorlar.

Butchers Köprüsü
Butchers Köprüsü’nden sonra Ljubljana için önemli olan Ejderha Köprüsü’ne gidiyoruz. Efsaneye göre, iki nehir ortasına kurulmuş olan şehirde çok eski zamanlarda ejderhalar yaşıyormuş. Buraya ilk gelenler yerleşmeden önce ejderhalarla savaşıp öldürmüşler. Bu nedenle de şehrin sembolü ejderha olmuş. Bu köprünün de her iki tarafında şehri simgeleyen ejderha heykelleri var.

Ejderha Köprüsü
Ejderhalar ve biz :)
Ejderha Köprüsü’nden sonra nehri takip ederek bazen de ara sokakların gizemine kapılarak dolaşmaya devam ediyoruz. Geceleri çok canlı olan bu sokaklar şu an çok sakin. Biz de bu sakinliğin tadını çıkarıyoruz.

Ljubljana

Şehirde kendimizi kaybetmiş bir şekilde dolaşırken Trubarjeva Sokağına geliyoruz. Burası küçük sevimli bir sokak. Birçok dükkan var. Kendimizi vitrinlere bakmaktan alıkoyamıyoruz. Her bir dükkan ayrı eğlenceli. Yürümeye devam ederken tellerde asılı ayakkabıları görüyoruz. Ljubljana’da elektrik tellerine ayakkabı fırlatmak bir gelenek :)

Ljubljana


Ljubljana’yı gezerken her yerde heykeller olduğunu fark ediyoruz. Tur rehberimize heykellerin anlamını sorduğumuzda ise bu şehrin öğrenci nüfusunun fazla olduğunu ve bu heykellerin çoğunun öğrencilere ait olduğunu öğreniyoruz. 

heykel


Midemizden gelen sesler artık sokaklarda dolaşmayı bırakmamızı söylüyor. Biz de bu sese uyup nehrin kenarında Promenada Kafe’ye oturuyoruz. Böylelikle seyahatimizdeki ilk pizzamızı yiyoruz. 

Yemek yemek için oturduğumuz kafenin de bulunduğu bir tarafı nehir olan sevimli sokak.
Saate baktığımızda artık Venedik için hareket vaktimizin geldiğini görüyoruz. Zarif köprüleri, yaratıcı heykelleri ve sevimli sokaklarıyla bu şehre doyamadan yola çıkıyoruz. Hoşçakal Ljubljana...

 - Bled Gölü gezi notları için tıklayınız.
 - Venedik gezi notları için tıklayınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder